6. BÖLÜM
"Gerçekler gökyüzü gibidir. Bulutlar onu saklayamaz."
-Ergun Candan-
Arabanın camından dışarıyı izlerken şehir yavaş yavaş geride kalıyordu. Sokak lambaları birbiri ardına geçiyor, camda kısa süreliğine beliren yansımam birkaç saniye sonra yeniden karanlığın içinde kayboluyordu.
Annem ön koltukta sessizce oturuyordu.
Babam ise her zamanki gibi dikkatini yola vermişti.
İkisi de benim sessizliğimi fark etmişti ama hiçbir şey sormuyorlardı.
Belki de psikiyatristte yaşadıklarımdan sonra biraz yalnız kalmaya ihtiyacım olduğunu düşünüyorlardı.
Oysa benim zihnimde tek bir şey vardı.
Telefonuma gelen mesaj.
"Ömer hakkında ki gerçekleri öğrenmek istiyorsan attığım konuma gel."
Mesajı tekrar açıp okudum.
Sonra ikinci mesajı...
"Ama kimseye hiçbir şeyden bahsetme."
İçimde garip bir huzursuzluk oluştu.
Bu mesajı kim göndermişti?
Ömer hakkında ne biliyordu?
Ve en önemlisi...
Neden bunu bana söylüyordu?
Telefonu yavaşça cebime koydum.
Kafamı cama yasladım.
"Belki de gitmemeliyim..."
Bu düşünce aklımdan geçer geçmez başka bir düşünce onun üzerine çıktı.
"Ya gerçekten Ömer hakkında bilmediğin bir şey varsa?"
Gözlerimi kapattım.
İşte yine aynı şey oluyordu.
Bir düşünce diğerini doğuruyor, ardından başka bir düşünce ortaya çıkıyor ve zihnimde durduramadığım bir zincir oluşuyordu.
Ama bu sefer farklıydı.
İlk defa bir şeyden kaçmak yerine onun peşinden gitmek istiyordum.
Ömer'in neden değiştiğini öğrenmek istiyordum.
Belki duyacaklarım hoşuma gitmeyecekti.
Belki de aylardır kendime anlattığım her şeyin yanlış olduğunu anlayacaktım.
Ama bilmemenin verdiği ağırlık, gerçeği öğrenmenin vereceği acıdan daha ağır geliyordu.
"Yeter artık..."
Fısıltım o kadar sessiz çıkmıştı ki kimsenin duyduğunu sanmıyordum.
Tam o sırada babam dikiz aynasından bana baktı.
"Bir şey mi dedin ay yüzlüm?"
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Yok baba."
Kısa bir sessizlik oldu.
Babam tekrar yola döndü.
Ama yüzündeki ifadeden bana inanmadığını anlamıştım.
Bir süre sonra arabamız evin önünde durdu.
Annem hemen kemerini çözüp arabadan indi.
"Ben içeri geçiyorum. Siz de gelin."
Babam başıyla onayladı.
Ben ise birkaç saniye daha arabada kaldım.
Telefonumu çıkardım.
Mesajdaki konuma tekrar baktım.
Konum, şehir merkezinden biraz uzakta, pek bilmediğim bir yerdeydi.
Haritada küçük bir nokta olarak görünüyordu.
Parmağımı ekranın üzerinde gezdirdim.
"Ne yapıyorsun Kumsal?"
Babamın sesiyle irkildim.
Telefonu hemen kapattım.
"Hiç..."
Babam kapıyı kapatmadan önce bana birkaç saniye baktı.
"Bugün çok yoruldun. Biraz dinlen tamam mı?"
Başımı salladım.
"Tamam baba."
Babam içeri girdikten sonra ben de arabadan indim.
Eve girer girmez annemin mutfakta olduğunu gördüm. Çantasını bırakmış, kendine su dolduruyordu.
Beni görünce gülümsedi.
"Odana geçmek ister misin?"
"Evet anne. Biraz uzanacağım."
"Tamam kızım."
Merdivenleri çıkarken arkamdan annemin sesi geldi.
"Yemek hazır olunca seslenirim."
"Tamam."
Odama girip kapıyı kapatmadan önce abimin odasına baktım abim yoktu anlaşılan yine her zamanki gibi dışarıdaydı. Hemen kendi odamın kapısını açtım ve içeri girdim
Çantamı yatağın kenarına bıraktım.
Sonra derin bir nefes aldım.
Telefonumu elime aldım.
Mesaj hâlâ oradaydı.
Bir süre ekrana baktım.
Sonunda harita uygulamasını açtım.
Konuma tekrar baktığımda içimdeki merak biraz daha arttı.
"Kim olabilirsin sen?"
Cevap yoktu.
Mesajı gönderen kişi çevrim içi de değildi.
Tam telefonu kapatacakken yeni bir bildirim geldi.
Bu kez mesaj yalnızca birkaç kelimeden oluşuyordu.
"Yarın. Saat 20.00."
Ardından ikinci bir mesaj geldi.
"Tek başına gel."
Kalbim hızlandı.
Telefonu elimden indirdim.
Pencerenin önüne geçtim.
Dışarıda hava yavaş yavaş kararıyordu.
İçimde bir taraf gitmemem gerektiğini söylüyordu.
Diğer tarafsa artık geri dönüşü olmayan bir merakın içine çoktan sürüklenmişti.
Tam o sırada telefonum yeniden titredi.
Ekrana baktım.
Bu kez gelen mesajın altında bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı açtığım anda nefesim kesildi.
Çünkü fotoğrafta...
Ömer vardı. Ama çok küçüktü gözlerinde ki o neşeli bakışlardan tanımıştım onu.
Üstelik yalnız değildi.
Yanında daha önce hiç görmediğim bir kız çocuğu oldukça büyük duran bir kadın ve adam duruyordu.
Fotoğrafta yazan tarihi ise yıllar öncesine aitti.
05/07/2011
Fotoğrafı büyüttüm.
Ömer'in yüzüne baktım.
Onu tanıyordum.
O bakışı...
O gülümsemeyi...
Küçük de olsa o yüz ifadesinden hiç bir şey kaybetmemişti
Ama fotoğrafın arka planındaki yer daha da dikkatimi çekmişti.
Çünkü orayı ilk defa görüyordum.
Ömer'in bana hiçbir zaman bahsetmediği bir yerdi.
Fotoğrafın altında yalnızca tek bir cümle vardı:
"𝐒𝐚𝐧𝐚 Ö𝐦𝐞𝐫 𝐡𝐚𝐤𝐤ı𝐧𝐝𝐚 𝐤𝐢 𝐛ü𝐭ü𝐧 𝐠𝐞𝐫ç𝐞𝐤𝐥𝐞𝐫𝐢 𝐯𝐚𝐝𝐞𝐝𝐢𝐲𝐨𝐫𝐮𝐦 𝐊𝐮𝐦𝐬𝐚𝐥."
Telefon elimde öylece kaldı.
O an anladım.
Yarın gideceğim yer yalnızca Ömer hakkında birkaç cevap alacağım bir yer olmayacaktı.
Belki de hayatım boyunca Ömer hakkında doğru sandığım birçok şeyin değişeceği yerdi.
Ve artık geri adım atmak istemiyordum.
Telefonu kapattım.
Ama gözlerimi kapattığımda bile fotoğraf gözümün önünden gitmiyordu.
Ömer...
Yanındaki kız çocuğu...
Ve o iki yabancı.
Fotoğraftaki insanların kim olduğunu bilmiyordum. Fakat içimde garip bir his vardı. Sanki o fotoğrafın içinde, Ömer'in bana hiç anlatmadığı hayatının bir parçası saklıydı.
Telefonumu yatağın üzerine bıraktım.
"Yarın öğreneceğim."
Bunu kendime söylerken bile sesim titremişti.
-💙-
Ertesi gün zaman geçmek bilmiyordu.
Aklım sürekli aynı yerdeydi.
Saat 19.20 olduğunda odamda hazırlanmış, yatağın kenarında oturuyordum.
Annem birkaç kez kapımı açıp iyi olup olmadığımı sordu.
"İyiyim anne."
Her seferinde aynı cevabı verdim.
Ama iyi değildim.
Çünkü birazdan evden çıkıp, kim olduğunu bilmediğim birinin gönderdiği konuma gidecektim.
Saat 19.40'ta telefonuma baktım.
Mesaj hâlâ duruyordu.
"Tek başına gel."
Bir süre ekrana baktım.
Sonra telefonu cebime koydum.
Sessizce odadan çıktım.
Merdivenlerden inerken annem salonda televizyon izliyordu. Babam ise mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu.
"Biraz dışarı çıkacağım."
Babam başını kaldırdı.
"Bu saatte?"
"Bir arkadaşımla buluşacağım."
Bunu söylerken içimde kötü bir his oluştu.
Babam birkaç saniye yüzüme baktı.
"Geç kalma."
"Tamam."
Kapıyı açıp dışarı çıktım.
Hava serindi.
Sokağın başına kadar yürüdüm. Sonra telefonumdaki konumu açtım.
Yaklaşık yirmi dakika yürümem gerekiyordu.
Şehir merkezinden uzaklaştıkça sokaklar sessizleşmeye başladı.
Sonunda haritadaki küçük nokta beni eski bir binanın bulunduğu sokağa getirdi.
Etrafıma baktım.
Burası terk edilmiş gibi görünüyordu.
Karşı tarafta eski bir bina vardı.
Camlarının bazıları kırılmış, dış cephesindeki boya yıllar önce dökülmeye başlamıştı.
Telefonum titredi.
Mesaj gelmişti.
"Doğru yerdesin."
Olduğum yerde durdum.
Başımı kaldırıp çevreme baktım.
Kimse yoktu.
Bir mesaj daha geldi.
"Binaya gir."
Kalbim hızlandı.
Binanın girişine doğru birkaç adım attım.
Kapı tamamen kapalı değildi.
Elimi uzatıp yavaşça ittirdim.
Gıcırdayan kapı açıldı.
İçerisi karanlıktı.
Telefonumun fenerini açtım.
Koridorun sonunda eski bir merdiven görünüyordu.
Tam içeri girecekken arkamdan bir ses geldi.
"Kumsal."
Donup kaldım.
Yavaşça arkamı döndüm.
Sokağın diğer ucunda biri duruyordu.
Yüzünü seçemiyordum.
Üzerinde koyu renkli bir sweatshirt vardı.
Birkaç saniye boyunca hiçbirimiz konuşmadık.
Sonra o kişi yavaşça bana doğru yürümeye başladı.
"Sen kimsin?" diye sordum.
Cevap vermedi.
Yaklaştıkça yüzünü daha net görmeye başladım.
Fakat hâlâ tanımıyordum.
Adam birkaç adım önümde durdu.
"Ömer'i gerçekten tanıdığını mı sanıyorsun?"
Bu cümleyi duyduğum anda içim ürperdi.
"Sen Ömer'i nereden tanıyorsun?"
Adam cebinden telefonunu çıkardı.
Ekranı bana doğru çevirdi.
Dün gece gönderilen fotoğraf yeniden ekranda görünüyordu.
"Bu fotoğrafı gördün."
Başımı salladım.
"Yanındaki insanlar kim?"
Adam bir süre sessiz kaldı.
Sonra fotoğrafı büyüttü.
Ömer'i kucağında tutan kadının yüzünü gösterdi.
"Önce bunu öğrenmen gerekiyor."
"Kim bu?"
Adam gözlerini benden ayırmadan cevap verdi.
"Ömer'in annesi."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Ne?"
"Ömer'in sana hiç anlatmadığı annesi."
Telefonumu sıkıca tuttum.
"Ömer'in annesi."
Bu iki kelime zihnimde yankılanıp duruyordu.
Ömer'in annesi...
Ama Ömer bana annesinden hiç bahsetmemişti.
Hatta geçmişinden bahsetmekten özellikle kaçındığını hatırlıyordum. Ne zaman ailesi hakkında bir şey sorsam konuyu değiştiriyordu.
Telefon ekranındaki fotoğrafa tekrar baktım.
Kadın gençti.
Ömer'in çocukluğundaki hâline bakarken yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı. Ömer ise onun kollarında, henüz birkaç yaşında, masum bir çocuktu.
İçimdeki merak artık korkuyla karışmıştı.
"Sen bütün bunları nereden biliyorsun?"
Adam başını kaldırıp binaya baktı.
"Çünkü ben Ömer'in geçmişindeki insanların biriyim."
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra bana doğru bir adım attı.
"Ve sana söylemem gereken daha önemli bir şey var."
"Ne?"
Adamın yüzündeki ifade değişti.
"Ömer'in neden değiştiğini merak ediyorsun, değil mi?"
Başımı salladım.
"Bu binaya girersen cevabını bulacaksın."
Binaya baktım.
Karanlık koridorun içinde hiçbir şey görünmüyordu.
Adam kenara çekildi.
"Karar senin."
Bir an olduğum yerde kaldım.
Sonra derin bir nefes aldım.
Ve binanın kapısından içeri girdim.
Arkamdan kapı yavaşça kapandı.
Adam da peşimden içeri girdi.
Koridorun sonunda eski bir odanın kapısı vardı.
Kapının üzerinde küçük, solmuş bir tarih yazıyordu:
05/07/2011
Fotoğraftaki tarih.
Olduğum yerde kaldım.
Adam arkamdan fısıldadı:
"Artık Ömer'in gerçek hikâyesi başlıyor."
Masanın üzerinde ki dosyayı gösterdi.
"Eğer Ömer'in gerçekte kim olduğunu öğrenmek istiyorsan hemen şuan bu dosyayı açarsın. Karar senin."
Dosyaya şöyle göz ucuyla baktım. Önce tereddüt ettim ama Ömer'in gerçekte kim olduğunu öğrenmek istiyordum. Dosyayı elime aldım yavaş bir şekilde kapağını açtım.
𝗬𝗜𝗟𝗠𝗔𝗭 𝗔İ𝗟𝗘𝗦İ
İlk sayfada sadece bu yazıyordu. Bir diğer sayfaya geçtim. Gördüğüm şey karşısında adeta şok geçirdim. Çünkü Ömer'in fotoğrafı ve hakkında ki bilgiler yazıyordu.
Adı: Ömer
Soyadı: Yılmaz
Yaşı:17
Doğum tarihi:12/06/2007
Doğum Yeri: Ankara
Aktif olarak yaşadığı yer: Antalya
Cinsiyet: Erkek
Baba adı: Yusuf
Anne adı: Leyla
Altında da evinin adresi detaylı bir şekilde yazıyordu.
Sayfaya birkaç saniye boyunca öylece baktım.
Parmaklarımın dosyanın kenarında titrediğini hissediyordum.
Yüzümün rengi atmış şekilde büyük bir şaşkınlıkla sesim titrer bir şekilde sordum.
"Bu nedir?"
Kafamı dosyadan kaldırıp adama doğru baktım.
"Ömer'in kim olduğunu öğrenmek istemiyor muydun? İşte Ömer hakkında ki tüm bilgiler bunlar.
Adamın sözleriyle dosyaya tekrar baktım.
İlk sayfada Ömer'in fotoğrafı vardı.
Adı: Ömer
Soyadı: Yılmaz
Yaşı: 17
Doğum tarihi: 12/06/2007
Doğum yeri: Ankara
Aktif olarak yaşadığı yer: Antalya
Baba adı: Yusuf
Anne adı: Leyla
Sayfanın altındaki bilgilere gözlerimi gezdirdim.
Sonra bir satır daha gördüm.
Son durum: KAYIP
Kalbim bir anda hızlandı.
"Bir dakika..."
Parmağımı o satırın üzerinde gezdirdim.
"Burada neden kayıp yazıyor?"
Adam cevap vermedi.
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Ömer kayıp mı?"
Adam birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yavaşça başını salladı.
"Evet."
"Nerede?"
"Antalya'da."
"Ne zamandır?"
Adam gözlerini dosyaya çevirdi.
"Bir gündür."
Bir an hiçbir şey söyleyemedim.
"Bir gün mü?"
"Evet."
Dosyayı biraz daha sıkı tuttum.
"Ne zaman kayboldu?"
"Dün."
"Dün..."
Bu kelimeyi fısıldadım.
Bir anda dün yaşanan her şeyi düşünmeye başladım.
Ömer'in son zamanlarda garip davranışları...
Telefonlarıma geç cevap vermesi...
Benden bazı şeyleri sakladığını hissetmem...
Ve şimdi karşımdaki dosyada yazan tek kelime:
KAYIP.
"Polise haber verilmedi mi?"
"Verildi."
"Aranıyor mu?"
"Evet."
Adamın cevabı kısa ve netti.
"Şu anda Antalya'da herkes onu arıyor."
Boğazım düğümlendi.
"Ben neden hiçbir şey bilmiyorum?"
Adam yüzüme baktı.
"Çünkü Ömer'in kaybolduğunu sana söyleyen olmadı."
"Ama neden?"
"Bilmiyorum."
Adam birkaç saniye sustu.
"Belki de bazı insanların senin bunu öğrenmeni istemediğini düşünüyordur."
Bu cümleyle birlikte içimdeki huzursuzluk daha da arttı.
Dosyayı çevirdim.
Yeni bir sayfa vardı.
Üzerinde Ömer'in son bilinen bilgileri yazıyordu.
Son görülme tarihi: 05/05/2025
Son görüldüğü şehir: Antalya
Son iletişim: Bilinmiyor
Telefon: Kapalı
Son görüldüğü kıyafetler: Koyu renkli üst, açık renkli pantolon.
Altında ise tek bir cümle bulunuyordu:
"Kayıp şahısla ilgili soruşturma devam etmektedir."
Gözlerim doldu.
"Gerçekten kayıp..."
Gözlerimi o satırdan ayıramadım.
"Ömer dün kaybolduysa..."
Sesim titredi.
"Bu dosya neden bu kadar ayrıntılı?"
Adam cevap vermeden önce bana baktı.
"Çünkü bu dosya sadece kayıp dosyası değil."
"Ne demek istiyorsun?"
"Ömer kaybolmadan önce bazı şeyleri araştırıyordu."
"Ne gibi?"
"Geçmişini."
Kalbim yeniden hızlandı.
"Annesini mi?"
Adam başını salladı.
"Başta onu."
"Sonra?"
"Sonra 05/07/2011 tarihini."
Başımı kaldırdım.
Kapının üzerindeki tarihe baktım.
05/07/2011.
İçim ürperdi.
"Bu tarih neden bu kadar önemli?"
Adam cevap vermedi.
Ben dosyayı çevirmeye devam ettim.
Bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta küçük Ömer vardı.
Yanında genç bir kadın, bir adam ve küçük bir kız çocuğu duruyordu.
Fotoğrafın altında yine aynı tarih vardı.
05/07/2011
"Bu fotoğrafı nerede buldunuz?"
Adamın yüzü ciddileşti.
"Ömer'in eşyalarının arasında."
"Ne zaman?"
"Kaybolmadan birkaç saat önce."
Donup kaldım.
"Yani Ömer bu fotoğrafı kaybolmadan önce yanında mı taşıyordu?"
"Evet."
Fotoğrafa tekrar baktım.
Ömer'in çocukluğundaki yüzüne...
Yanındaki kadına...
Küçük kız çocuğuna...
Ve kim olduğunu bilmediğim o adama.
"Ömer bu insanları araştırıyordu."
Adam başını salladı.
“Evet.”
Fotoğrafı elimde tutmaya devam ettim.
Bir süre konuşamadım.
Çünkü zihnimde bir şey yerine oturmaya başlamıştı.
Ömer'le hiçbir zaman aynı şehirde yaşamamıştık.
Ben İzmir'deydim.
O ise Antalya'da.
Biz birbirimizi 1 yıl önce internet üzerinden tanımıştık. Önce birkaç mesajla başlayan konuşmalarımız zamanla uzamış, birbirimize anlatmadığımız şey kalmayacak kadar yakınlaşmıştık.
Ama Ömer'in geçmişi...
Geçmişi hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum.
Onunla ilgili bildiğim çoğu şey, bana kendi anlattıkları kadardı.
Ve şimdi önümde duran dosya, anlattıklarının arasında kocaman bir boşluk olduğunu gösteriyordu.
“Bir dakika.”
Başımı kaldırdım.
“Ömer Antalya'da yaşıyor. Ben İzmir'deyim. Ben onu hiç yüz yüze görmedim.”
Adam dikkatle beni dinliyordu.
“Bunu biliyorum.”
“Peki o zaman neden beni buraya çağırdın?”
Adam birkaç saniye sustu.
“Çünkü Ömer'in kaybolmadan önce iletişime geçmek istediği insan sendin.”
Kalbim hızlandı.
“Ben mi?”
"Evet sen."
Adamın cevabı odada asılı kaldı.
Bir süre hiçbir şey söylemedim.
“Ömer neden bana ulaşmak istesin?”
Adam dosyanın içindeki birkaç sayfayı düzeltti.
“Çünkü senin onunla ilgili araştırma yapan insanlardan biri olmadığını biliyordu.”
“Bunun ne önemi var?”
“Çok önemi var.”
Başını kaldırdı.
“Ömer son birkaç aydır geçmişini araştırıyordu. Önce annesi Leyla'yı, sonra da 05/07/2011 tarihini.”
Kısa bir süre sustum. Çünkü sanırım şuan öğrendiğim bu kadar bilgi bana fazlasıyla ağır gelmişti. Tam o esnada adam cebinden katlanmış küçük bir kâğıt çıkardı.
Kâğıdı bana uzattı.
Kâğıdın üzerinde adım yazıyordu.
Şaşkınlıkla gözlerim kağıdın ve adamın arasında gidip geldim. Merakla sordum.
"Bu nedir?"
"Bunu da Ömer'in eşyaları arasında bulduk." Kağıtta ne yazdığını merak ettiğim için titreyen ellerimle açtım.
Üzerinde yalnızca tek bir cümle vardı.
Kumsal'a güveniyorum.
Nefesimi tuttum.
"Bu... Ömer'in yazısı mı?"
"Evet."
Kâğıdı göğsüme doğru çektim.
"Ömer bunu ne zaman yazmış?"
"Kaybolmadan bir gün önce."
Başımı kaldırdım.
"Yani Ömer kaybolmadan önce benim için bunu mu bırakmış?"
Adam başını salladı.
"Ve bir şey daha bırakmış."
"Ne?"
Adam cebinden küçük, bir zarf çıkardı.
Zarfın üzerinde ismim yerine başka bir ifade daha yazıyordu.
“Kumsal’a, yani Mavişime...”
Yazıyı görür görmez kalbim sıkıştı.
Bu hitabı tanıyordum.
Ömer bana hep böyle seslenirdi.
Zarfı iki elimle aldım. Parmaklarım titriyordu.
“Bunu da mı Ömer bıraktı?”
Adam başını salladı.
“Evet.”
"Bunu da Ömer bırakmış.”
Titreyen ellerimle zarfı aldım.
Bir süre zarfı açmaya cesaret edemedim.
Sanki içinden çıkacak birkaç kelimenin, Ömer hakkında bildiğim her şeyi değiştireceğini hissediyordum.
Sonunda zarfı yavaşça açtım.
İçinden küçük, katlanmış bir kâğıt ve ince bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafı elime aldığım anda gözlerim doldu.
Çünkü fotoğrafta benim bir yıl önce, Ömer'le ilk kez konuşmaya başladığımız gün kullandığım profil fotoğrafım vardı.
Fotoğrafın arkasına birkaç kelime yazılmıştı.
“Seninle ilk tanıştığım günü hatırlıyor musun?”
Nefesim kesildi.
Kâğıdı açtım.
Bu kez yazı daha uzundu.
“Belki sana hiçbir zaman doğru düzgün söyleyemedim.
Belki de bazı şeyleri anlatmaktan korktuğum için senden uzaklaştığımı düşündün.
Ama senden uzaklaşmadım, Kumsal.
Tam tersine, seni kendimden uzak tutmaya çalıştım.
Çünkü geçmişimin sana zarar vermesinden korktum.”
Gözlerim dolmaya başladı.
Satırları okumaya devam ettim.
“Bana neden sustuğumu sorarsan, cevabını bulduğunda bana kızmanı göze alıyorum.
Ama bir şeyi bilmeni istiyorum.
Hayatımda her şey değiştiğinde bile değişmeyen tek şey sendin.”
Elimdeki kâğıt titremeye başladı.
Son satıra geldiğimde artık gözlerimdeki yaşları tutamıyordum.
“Eğer bir gün beni bulamazsan, sakın seni sevmediğimi düşünme.
Sana söyleyemediğim her şeyin içinde bile seni sevdim.
Ve eğer geri dönemezsem...
Bil ki seni bulmak için çıktığım bu yolda, aklımdaki son kişi yine sen olacaksın.”
Kâğıdı elimden düşürmemek için iki elimle tuttum.
Gözyaşlarım sessizce yanağımdan süzüldü.
Başımı kaldırıp adama baktım.
“Bunu gerçekten Ömer mi yazdı?”
“Evet.”
Başımı yeniden kâğıda çevirdim.
Ömer'in yazısına parmak uçlarımla dokundum.
Bir yıl boyunca onun bana karşı hislerinden hiç şüphe etmemiştim.
Ama son zamanlarda değiştiğini gördükçe kendime başka cevaplar vermeye başlamıştım.
Belki benden sıkılmıştı.
Belki artık beni hayatında istemiyordu.
Belki de bütün o sessizliklerinin altında başka bir gerçek vardı.
Şimdi ise elimde, kaybolmadan hemen önce bana bıraktığı sözler duruyordu.
Ve ilk kez anlıyordum.
Ömer benden vazgeçmemişti.
Beni kendinden uzaklaştırmasının nedeni sevgisinin bitmesi değil...
Tam tersine, beni kendi karanlığından korumaya çalışmasıydı.
Kâğıdı göğsüme bastırdım.
Dudaklarımdan istemsizce tek bir cümle çıktı.
“Ömer...”
Sesim kırıldı.
“Sen hâlâ beni seviyorsun...”
Adam hiçbir şey söylemedi.
Ben ise gözyaşlarımın arasından fotoğrafa bir kez daha baktım.
O an içimde korkudan daha güçlü bir duygu oluştu.
Umut.
Çünkü Ömer bana bir veda bırakmamıştı.
Bana bir iz bırakmıştı.
Ve artık onu bulmak için yalnızca gerçeği öğrenmek istemiyordum.
Onu bulmak zorundaydım.
İçimdeki korkuya rağmen kararımı verdim.
“Gidelim.”
Adam başını salladı.
Kapıya yöneldi.
Ben de arkasından yürüdüm.
Fakat tam çıkmadan önce masanın üzerinde duran dosyanın kapağı yine gözüme takıldı.
YILMAZ AİLESİ
Dosyayı son kez açtım.
Sayfanın en altında daha önce fark etmediğim küçük bir not vardı.
Muhtemelen dosyanın sonradan eklenmiş bir bölümüydü.
Okuduğum tek cümle şuydu:
“Ömer Yılmaz'ın kayboluşu ile 05/07/2011 olayı arasında bağlantı olduğu değerlendirilmektedir.”
Dosyayı kapattım.
Artık bir şeyi kesin olarak biliyordum.
Ömer bana ulaşmaya çalışmıştı.
Ve bunu sadece geçmişini anlatmak için yapmamıştı.
Benden yardım istemişti.
Şimdi ise onu bulmak için Antalya'ya gitmem gerekiyordu.