5. BÖLÜM
"Başka anlamlar aramaya gerek yok! Katlandığım kadar seviyorum seni .''
-Kahraman Tazeoğlu-
2 𝙂Ü𝙉 𝙎𝙊𝙉𝙍𝘼
Ben hep düşünürdüm iyiyi de kötüyü de olacakları da. Her şeyi fazlasıyla kafama takma huyumsa muazzam bir seviyedeydi. Bu da zihnim için adeta bir savaştı. Bunu şuan yürüdüğüm psikiyatri koridorun da daha iyi bir şekilde anlıyordum. Bir kaç saniye sonra elimden tutan babam bana doğru baktı ve endişeli olduğumu fark etmiş olacak ki hafif bir tebessümle "Korkacak bir şey yok tamam mı ay yüzlüm, içerim gir ve ne yaşadıysan hepsini anlat. Unutma bu senin iyiliğin için." Babamın bu konuşması az da olsa içimi rahatlatmıştı. Bunu ona belli etmek için başımı tamam anlamında sallayıp ona küçük de olsa bir tebessüm gönderdim ve tekrar anlamsızca yeri izleyerek yürümeye devam ettim. O sırada önümüzden ilerleyen annem bize doğru döndü ve "Geldik burası." dedi. O an kafamı yerden kaldırıp tabelaya doğru baktım,
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları
𝐔𝐳𝐦𝐚𝐧 𝐃𝐫. 𝐁𝐮𝐫ç𝐞 𝐀𝐊𝐏𝐈𝐍𝐀𝐑
Annem kapıyı tıklattı ve içerden "Buyrun gelebilirsiniz." diyen yumuşak bir kadın sesi geldi.
Kadın bunun söyler söylemez hemen yukarıda da ismimin yandığını gördüm.
𝐒𝐈𝐑𝐀𝐃𝐀 𝐊İ 𝐇𝐀𝐒𝐓𝐀:
𝐊𝐔𝐌𝐒𝐀𝐋 𝐀𝐊𝐒𝐎𝐘
Annem hemen hızla içeri girdi. Arkasından da sakin adımlarla babam ve ben içeri girdik.
İçeri girdiğimizde bizi oldukça güler yüzle karşılayan koyu kahve küt saçlı mavi gözlü bir kadın karşılamıştı. Sanırım bu kadın benim doktorumdu. Kadın gözlerinin içi güler bi şekilde bana bakıyordu. "Buyrun şöyle oturun lütfen." Kadın önce sakince gözü ile bizi süzdü sonra hemen söze girdi. "Evet anne ve babası siz Kumsal hakkında ne söylemek istersiniz?" Doktorun bu sorusu üzerine annem, oturduğu koltukta hemen dikleşti. Zaten koridorda yürürken bile omuzlarındaki o telaşlı yükü görebiliyordum. Derin bir nefes alıp kelimeleri adeta peş peşe sıralamaya başladı. "Burçe Hanım, Kumsal aslında çok akıllı, çok başarılı bir çocuk," dedi annem, sesinde hem bir gurur hem de çaresiz bir sitem vardı. "Ama son zamanlarda kendi içine çok kapandı. Sürekli düşünüyor. Kafasında ne kuruyor, neyi dert ediyor bilmiyoruz. Bize hiçbir şey anlatmıyor, hep susuyor. Biz de onun için çok endişeleniyoruz." Annem konuşurken babam araya girdi, elimi hafifçe sıkarak doktora doğru baktı. "Kumsal çok hassastır doktor hanım. Kimseyi kırmak, üzmek istemez. Ama sorunun ne olduğunu tam olarak anlayamıyoruz. Sanki içinde sessiz bir savaş veriyor ve yardım istiyor gibi. Doktor hanım sakin ve onaylar bir şekilde başını salladı ve " Anladım, isterseniz şimdi birazda biz Kumsalla baş başa konuşalım izninizle sizi şöyle dışarı alayım." Annem ve babamın odadan çıkmasıyla birlikte ağır sessizlik odadaki yerini küçük bir rahatlamaya bıraktı. Burçe Hanım, masanın üzerindeki küçük not defterini hafifçe kenara itip doğrudan bana doğru baktı. Bakışlarında herhangi bir yargı ya da acıma yoktu; yalnızca dinlemeye hazır olduğunun o sakin güveni vardı.
"Evet Kumsal," dedi yumuşak ve ne çok mesafeli ne de aşırı samimi bir ses tonuyla. "Onlar dışarıda senin için endişeleniyorlar çünkü seni seviyorlar. Ama ben seni dinlemek istiyorum. İçinde verdiğini söylediğin o sessiz savaşı... Anlatmak istersen buradayım, seni dinliyorum." Bir süre hiçbir şey söylemedim. Sanki ağzımı açarsam, aylardır içimde tuttuğum her şey bir anda dışarı taşacakmış gibi hissediyordum. Parmaklarımı birbirine geçirip dizlerimin üzerinde sıktım. "Nereden başlayacağımı bilmiyorum." Burçe Hanım hafifçe gülümsedi. "En çok düşündüğün şeyden başlayabilirsin." Başımı eğdim. En çok düşündüğüm şey... Keşke bu kadar kolay olsaydı. Çünkü zihnimde yüzlerce düşünce vardı ama hepsinin ortasında yalnızca bir kişi duruyordu. Onun adı. Ses tonu. Gülüşü. Ve bana son söylediği o cümle. Gözlerimi kapattım. "Bir çocuk var." Burçe Hanım hiçbir şey söylemeden beni dinlemeye devam etti. "Hayatımda biri var demek istemiyorum aslında..." dedim. "Çünkü artık hayatımda olup olmadığını bile bilmiyorum." "Kim bu çocuk?" Boğazım düğümlendi. Onun hakkında onca şey söylemek isterdim ama dudaklarımdan sadece tek bir isim çıktı. "Ömer."
Ömer...
Adını ne zaman düşünsem içimde garip bir sızı oluşuyordu. Ne tamamen mutluluktu bu, ne de tamamen acı.
İkisinin arasında sıkışıp kalmış bir şeydi.
"Onu ne zamandır tanıyorsun?"
"1 yıldır."
Kısa bir sessizlik oldu.
"İlk aşkım her şeyimin ilkiydi o."
Bu kelimeleri söylerken gözlerimin hafif dolduğunu hissettim. Ondan bahsedince genellikle böyle oluyordu. Tıpkı onu düşündüğüm zaman her gece ağlayıp neden bu hale geldiğimizi düşünmek gibi. Gözlerimi doktordan kaçırıp pencereye çevirdim ve devam ettim.
"İnsan ilk aşkını unutabilir mi doktor hanım?"
Burçe Hanım hemen cevap vermedi. Sonrasında ağır bir ses tonuyla
"Belki insan birini unutmaz," dedi sonunda. "Sadece onunla yaşamayı öğrenir."
İşte o cümle...
Tam olarak anlatamadığım şeyi anlatıyordu.
Ben Ömer'le yaşamayı öğrenememiştim.
Onu unutmayı da hiç istememiştim.
Çünkü Ömer benim için yalnızca sevdiğim çocuk değildi.
O, kendimi ilk defa gerçekten güvende hissettiğim kişiydi.
Ben ağladığımda sessizce, moral vermeye ve güldürüp beni mutlu etmeye çalışan kişiydi.
Kimseye anlatamadığım şeyleri anlattığım...
Kimse etrafımda yokken yalnızken adeta varlığını sesiyle hissettiren kişiydi.
Ve sonra bir gün...
Bütün bu anıları ve yaşanmışlıkları kenara atan kişiydi.
Bir anda yine gözlerim doldu.
Bu kez gözyaşlarımı tutmaya çalışmadım.
Başımı öne eğdim. Parmaklarımın titrediğini fark ettiğimde onları birbirine daha sıkı kenetledim.
Burçe Hanım birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Bana mendil uzatmak yerine sadece bekledi.
Belki de ilk defa biri, susmamdan rahatsız olmuyordu.
"Sonra ne oldu?" diye sordu sonunda.
O iki kelime, içimde aylardır kilitli duran bir kapının anahtarını çevirmiş gibiydi.
Derin bir nefes aldım.
"Bir gün değişti."
"Nasıl?"
"Bir anda."
Sesim titredi.
"Önceden her şeyi anlatırdı. Gününün nasıl geçtiğini, neye sinirlendiğini, neye güldüğünü... Benimle konuşmadan uyumazdı. Sonra bir gün mesajlarıma geç cevap vermeye ve soğuk bir şekilde yazmaya başladı."
Burçe Hanım not defterine bir şeyler yazdı.
"Sen bunun nedenini sordun mu?"
"Hayır."
"Neden peki?"
Gözlerimi kapattım.
Çünkü o anı hatırlamak bile canımı acıtıyordu.
" Bir kız vardı birbirlerini hiç tanımıyorlardı ama bir anda samimi oldular. Ömer değişti. Sanki benim tanıdığım Ömer gitti yerine bambaşka birisi geldi.
Kısa bir sessizlik oldu.
"Sen değiştiğine inandın mı?"
Başımı iki yana salladım.
"Hayır."
Bu kez sesim daha net çıkmıştı.
"Çünkü Ömer'i tanıyordum. Bir şey olduğunda bunu hissederdim. Benden bir şey sakladığını biliyordum."
Burçe Hanım sandalyesinde hafifçe öne eğildi.
"Ve sonra?"
"Sonra beni kendinden uzaklaştırmaya başladı."
Gözümden tek bir damla yaş süzüldü.
"Önce konuşmayı bıraktı. Sonra görüşmek istemedi." Kısa bir an duraksadım ama devam ettim. "Daha doğrusu görüşmek istemediğini hareketleriyle oldukça fazla belli etti. En sonunda da..."
Cümlemin devamı boğazımda düğümlendi.
"En sonunda ne oldu Kumsal?"
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Yollarımız ayrıldı."
Tam o esnada annemle babamın koridordan konuşma sesleri geliyordu. Saate baktım yaklaşık kırk dakikadır buradaydım. Oysa ki bana sadece bir kaç dakika gibi gelmişti. O sırada telefonuma bir mesaj bildirimi geldi.
"𝘌ğ𝘦𝘳 Ö𝘮𝘦𝘳 𝘩𝘢𝘬𝘬ı𝘯𝘥𝘢 𝘬𝘪 𝘨𝘦𝘳ç𝘦𝘬𝘭𝘦𝘳𝘪 öğ𝘳𝘦𝘯𝘮𝘦𝘬 𝘪𝘴𝘵𝘪𝘺𝘰𝘳𝘴𝘢𝘯 𝘢𝘵𝘵ığı𝘮 𝘬𝘰𝘯𝘶𝘮𝘢 𝘨𝘦𝘭."
Bildirimi görür görmez adeta kanım dondu. O esnada bir mesaj daha geldi.
"𝘈𝘮𝘢 𝘬𝘪𝘮𝘴𝘦𝘺𝘦 𝘩𝘪ç 𝘣𝘪𝘳 ş𝘦𝘺𝘥𝘦𝘯 𝘣𝘢𝘩𝘴𝘦𝘵𝘮𝘦."
Burçe hanım gözlerimin endişeli bir şekilde baktığını fark edince sesinde büyük bir merakla sordu.
"Kumsal bir şey mi oldu iyi misin?"
Kimseye bir şey bahsetme diyordu o zaman Burçe hanıma da bahsedemezdim o yüzden toparlanmalıydım. Hemen ifademi düzelttim ve " Bir şey yok gayet iyiyim doktor hanım." dedim.
O sırada dışardan annemin sesi yükselmeye başlayınca ikimizde kapıya doğru döndük ve Burçe hanım bakışlarını hemen bana çevirdi.
"Anlaşılan seansımızı sonlandırma vaktimiz geldi Kumsal bu süreçte sana verdiğim tavsiyeleri unutma tamam mı?"
Onaylar bir şekilde başımı salladım.
Burçe hanım kapıyı göstererek "Çıkabilirsin."
Kapıdan çıkar çıkmaz annemle babam bana doğru gelmişti. Annem merakla sordu.
"Nasıl geçti kızım?"
Omuz silkerek sadece
"İyi." dedim.
Ardından babam," Eve gidelim mi istersen artık ay yüzlüm"
Onaylar bir şekilde başımı salladım "Evet gidelim baba."
Babam zarif bir şekilde elimden kavradı ve yine annem önde biz arkada arabamıza doğru yürümeye başladık.
Bir yandan da ben yine düşüncelere dalmıştım. Kafaya koymuştum her ne olursa olsun Ömer'in neden böyle yaptığını bilmek ve gerçekleri öğrenmek için telefonuma gelen o konuma gidecektim.