top of page

9. BÖLÜM

"Çocuklukta alınan yaralar bir nevi görünmez     dövme gibidir. Zamanla solabilirler ama asla tamamen silinmezler."
                  -Margaret Atwood-
Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından içeri süzülürken gözlerimi yavaşça açtım.
Bir süre tavana baktım.
Sonra başımı çevirip yanımdaki yatağa baktım.
Ömer uyuyordu.
Yüzü sakin ve masumdu.
Onu birkaç saniye sessizce izledim.
Hastanede geçirdiğimiz günler gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiyordu. O koridorda koşuşum… ameliyathanenin kapısının önünde çaresizce hıçkırarak ağlayarak bekleyişim doktorun çıkmasını beklemem...
Ve onu kaybetme ihtimalim.
Gözlerimi kapattım.
Hâlâ geçmemişti.
İçimde bir yerde o korku yaşamaya devam ediyordu.
Ömer’in göğsünün düzenli bir şekilde inip kalktığını görünce derin bir nefes aldım.
Yaşıyordu.
Yanımdaydı.
Şimdilik ihtiyacım olan tek şey buydu.
Yataktan sessizce kalkıp yanına yaklaştım.
Üzerindeki pikeyi düzelttim.
Tam geri çekilecekken gözleri hafifçe aralandı.
“Beni mi izliyorsun sen?”
Sesi uykulu çıkmıştı. Bu hali aşırı tatlı gelmişti gözüme.
Gülümsedim.
“Hayır.”
Kaşını kaldırdı.
“Emin misin?”
“Eminim.”
“Çünkü yaklaşık iki dakikadır bana baktığını hissediyorum.”
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
“Belki de gerçekten bakıyorumdur.”
Dudaklarının kenarı hafif kıvrıldı.
“Sonunda itiraf ettin maviş.”
“Abartma, ketçup.”
Yattığı yerden doğruldu.
“Sana da günaydın maviş."
Yanına oturdum.
"Günaydın ketçup."
Elimi tuttu.
Bu küçücük hareket bile içimi ısıtmaya yetmişti.
“Nasıl hissediyorsun?”
“İyi.”
“Peki yaran?”
“Onun durumu da iyi”
Gözlerimi kıstım.
“Başka bir yerin ağrıyor mu?”
Bir süre düşündü.
“Sende sabah sabah çok soru soruyorsun ama mavişim.
Dayanamadım.
“Çünkü senin vurulduğun gece ki halini gördüm, Ömer.”
Bir anda sessizleşti.
Bakışları yüzümde sabitlendi.
Ben de elini biraz daha sıktım.
“Bir daha seni o halde görmek istemiyorum.”
Büyük bir içtenlikle.
“Asla görmeyeceksin maviş."
Gözlerinin içine baktım.
"Söz ver."
Hiç tereddüt etmeden, "Söz mavişim, söz."
Tam o sırada Ömer’in telefonu çaldı.
Ekrana baktı.
Arayan Ayazdı.
Ömer kaşlarını hafifçe çattı ve telefonu açtı.
“Efendim Ayaz?”
Ben de ister istemez ona baktım.
Ömer’in yüzündeki ifade birkaç saniye içinde değişti.
“Ne oldu?”
Karşı taraftaki sesi duyamıyordum ama Ömer’in giderek ciddileşen bakışları içimde kötü bir his oluşturdu.
“Annemin dosyasından bahseden adam mı?”
Bir anda nefesimi tuttum.
Ömer birkaç saniye sessiz kaldı.
“Uyandı mı?”
Kalbim hızlanmaya başladı.
Demek ki Ayaz önemli bir şey söylemişti.
Ömer telefonu kapattığında gözlerimi ondan ayırmadım.
“Ne olmuş?”
Ömer bana baktı.
Bir an konuşacakmış gibi oldu ama sustu.
Bu kez sesimi biraz daha kararlı çıkardım.
“Ömer, ne söyledi Ayaz?”
Ömer derin bir nefes aldı.
“Annemin dosyasından bahseden adam var ya…”
Başımı salladım.
“Evet.”
“Uyanmış.”
İçimde garip bir ürperti oluştu. Merakla sordum.
“Ve?”
Ömer gözlerini benden kaçırmadan konuştu.
“Benimle konuşmak istiyormuş.”
Bir süre hiçbir şey söylemedim.
Sonra ayağa kalktım.
“Ben de geliyorum.”
Ömer hemen kaşlarını çattı.
“Kumsal—”
“Hayır.”
Sözünü kesmemle birlikte sustu.
Yanına yaklaşıp gözlerinin içine baktım.
“Bu kez beni geride bırakmayacaksın.”
Ömer’in yüzündeki ifade yumuşadı.
“Ben seni tehlikeye atmak istemiyorum.”
“Biliyorum.”
Sesim bu kez daha sakindi.
“Ama beni korumak için her şeyi benden saklaman da doğru değil.”
Ömer sustu.
Elimi uzatıp elini tuttum.
“Ne olduğunu birlikte öğreniriz.”
Parmakları parmaklarımın arasına geçti.
Başını hafifçe eğdi.
“Tamam, mavişim.”
İçimde küçük bir rahatlama hissettim.
Bu kez onun peşinden gitmiyordum.
Onunla birlikte gidiyordum.
                                 -💙-

Karakola vardığımızda içimdeki rahatlama yerini ister istemez garip bir şekilde huzursuzluğa bırakmıştı.
Ömer yanımda yürüyordu.
Adımları hâlâ eskisi kadar rahat değildi.
Bunu belli etmemeye çalışıyordu.
Ben ise her adımını takip ediyordum.
Ayaz önden ilerlerken Ömer’e baktı.
“Hazır mısın?”
Ömer kısa bir süre sustu.
“Hayır.”
Ayaz şaşırdı.
Ömer devam etti.
“Ama gireceğim.”
Ayaz başını salladı.
“İşte bu yüzden seni tanıyorum.”
Sorgu odasının önüne geldiğimizde Ömer bana döndü.
Elimi tuttu.
“Burada kal.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
“Ne olursa olsun içeri girme.”
“Sen de ne olursa olsun kendini kaybetme.”
Gülümsedi.
“Deneyeceğim.”
Elimi bıraktı ve kapıdan içeri girdi.
Kapı kapandığında gözlerimi bir an kapattım.
İçeride ne konuşulacağını bilmiyordum.
Ama nedense kötü bir şey olacağını hissediyordum.
                           -💙-

Ö𝐦𝐞𝐫𝐝𝐞𝐧;
Sorgu odasına girdiğimde ilk gördüğüm şey adamın yüzü oldu.
Masada oturuyordu.
Ellerinde kelepçe vardı.
Adam birkaç saniye boyunca beni sessizce süzdü.
Sonra dudaklarının kenarında küçümseyici bir gülümseme oluştu.
“Sen Leyla’nın oğlusun.”
Annemin adını ondan duyar duymaz çenem gerildi.
"Annem hakkında ne biliyorsun?”
Adamın yüzündeki gülümseme büyüdü.
“Sandığından çok daha fazlasını.”
“Konuş.”
“Önce sakin ol.”
“Ben gayet sakinim.”
Adam gözlerimin içine baktı.
Sandalyesine yaslandı.
İçimdeki öfkenin yükseldiğini hissettim.
“Ne biliyorsan anlat.”
Adam güldü.
"Leyla da böyleydi.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Güçlü görünürdü. Her şeyi kontrol edebileceğini sanırdı.”
Ayağa kalktım.
“Annem hakkında konuşurken dikkatli ol.”
Adam geri çekilmek yerine yüzüme bakarak gülümsedi.
“Ne oldu? Annenin adını duyunca sinirleniyor musun?”
Dişlerimi sıktım.
“Kes sesini.”
“Annen öldüğünde de böyle öfkeli miydin?”
Bir anda kendimi tutamadım.
Masaya doğru hızla uzanıp yakasına yapışmaya çalıştım.
“Sen ne biliyorsun annem hakkında?!”
Tam o anda polis kolumdan tuttu.
“Ömer sakin ol!”
Adam sandalyesinden geriye doğru çekilirken hâlâ kışkırtıcı bir ifadeyle bana bakıyordu.
“Bak sen şu işe... Gerçekten Leyla’nın oğlusun.”
Polisin tuttuğu kolumu kurtarmaya çalıştım.
“Bırakın!”
"Daha yeni ameliyat oldunuz. Kendinize zarar vereceksiniz.”
Göğsümdeki yara sızlamaya başlayınca istemeden durdum.
Derin bir nefes aldım.
Adam ise bunu fark etmişti.
“Yaran bile seni durduruyor.”
Başımı kaldırıp ona öfkeyle baktım.
“Bir daha annemin adını ağzına alırsan, yara falan dinlemem. Neler yapabileceğimi sana en iyi şekilde gösteririm buna emin ol.”
Polis aramıza geçerek beni sakinleştirmeye çalıştı.
Adam birkaç saniye sustu.
Sonra yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Peki. Madem bu kadar merak ediyorsun... Sana bir şey söyleyeyim.”
Gözlerimi ondan ayırmadım.
Kalbim hızlandı.
Adam öne doğru eğildi.
Yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Leyla’nın ölümü sandığın gibi değildi.”
Donup kaldım.
“Ne dedin?”
“Annen bazı şeyleri öğrendi.”
“Neyi?”
“Bir dosya hazırladı.”
“Leyla’nın dosyası…”
Adam başını salladı.
“Evet.”
“Dosya nerede?”
“Bilmiyorum.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Hayır.”
Bir süre sustu.
Sonra bana doğru eğildi.
“Ama dosyanın neden bu kadar önemli olduğunu biliyorum.”
“Anlat.”
Adam gözlerini üzerimden ayırmadan konuştu.
“Çünkü o dosyada…”
Sustu.
“Ne?”
Dudaklarının kenarında yeniden o rahatsız edici gülümseme belirdi.
“Senin adın vardı.”

                              -💙-

Kapının diğer tarafında beklerken içeriden yükselen sesleri duyabiliyordum.
Ömer’in sesini tanıyordum.
Öfkeliydi.
Ayağa kalktım.
Ayaz hemen bana döndü.
“İçeri giremezsin.”
“Bir şey oldu.”
“Biliyorum.”
“Ömer’in sesini duydum.”
Ayaz omzuma hafifçe dokundu.
“Güven ona.”
Kapıya baktım.
“Güveniyorum.”
Bir an durdum.
“Ama onu yalnız bırakmak istemiyorum.”
Ayaz başını salladı.
“Bunu zaten biliyorum merak etme.”
Birkaç dakika sonra kapı açıldı.
Ömer dışarı çıktı.
Yüzü bembeyazdı.
Yanına gittim.
“Ömer?”
“İyiyim.”
“Ne söyledi?”
“Bir şey yok.”
Kaşlarımı çattım.
“Yine saklıyorsun.”
Ömer bana baktı.
“Kumsal…”
“Hayır.”
Sesim titredi.
“Bana yine hiçbir şey anlatmayacaksan neden buraya geldim?”
“Seninle ilgisi yok.”
“Var.”
“Yok.”
“Var, Ömer.”
Gözlerimin dolduğunu hissediyordum.
“Sen ne zaman bir şey yaşasan beni dışarıda bırakıyorsun.”
Ömer sustu.
“Bana güvenmediğini düşünüyorum.”
“Öyle değil.”
“O zaman ne?”
Cevap vermedi.
“Beni korumaya çalıştığını söyleme.”
Başını kaldırdı.
“Çünkü ben senden korunmak istemiyorum.”
Ömer'in bakışları yumuşadı.
“Ben sadece sana bir şey olmasından korkuyorum.”
“Ben de sana bir şey olmasından korkuyorum!”
Sesim koridorda yankılandı.
İkimiz de sustuk. İçimde adeta bir şeyler parçalanıyordu.
“Sen vurulduğunda ne hissettiğimi biliyor musun?”
Ömer başını eğdi.
“Biliyorum.”
“Hayır, bilmiyorsun.”
Gözyaşımı sildim.
“Çünkü o an seni kaybettiğimi sandım.”
Ömer bir adım yaklaştı.
“Özür dilerim.”
“Benden özür dileme.”
“Neden?”
“Bana gerçeği anlat.”
Uzun süre yüzüme baktı.
Sonunda başını salladı.
“Tamam sana her şeyi anlatacağım ama artık eve gidelim lütfen.”
Onaylar anlamda başımı salladım.
                             -💙-
Akşam olduğunda Ayaz da yanımıza geldi.
Masaya birkaç dosya bıraktı.
“Babam bunların incelenmesini istedi.”
Ömer dosyalara baktı.
“Bunlar Annemin dosyasından mı?”
“Bazıları.”
Ben de masaya yaklaştım.
İlk kez bu dosyalara Ömer’in yanında, onunla birlikte bakıyordum.
Sayfaları tek tek çevirdik.
Eski belgeler…
Fotoğraflar…
Notlar…
Tarihler…
Sonra eski bir fotoğraf çıktı.
Ömer fotoğrafı eline aldı.
Dondu.
“Ne oldu?”
Cevap vermedi.
Fotoğrafa daha dikkatli baktı.
Fotoğrafta annesinin genç hali vardı.
Yanında ise genç bir adam.
Ömer'in parmakları titremeye başladı.
“Bu…”
Ayaz fotoğrafa baktı. Anında şaşkınlıkla sordu.
“Bu Yusuf amca mı?”
Ömer yutkundu.
“Babam.”
İçimde garip bir his oluştu.
Fotoğrafın arkasını çevirdi.
Orada Annesinin el yazısıyla tek bir cümle vardı:
 “Ö𝙢𝙚𝙧 𝙜𝙚𝙧ç𝙚ğ𝙞 öğ𝙧𝙚𝙣𝙙𝙞ğ𝙞𝙣𝙙𝙚, 𝙗𝙖𝙗𝙖𝙨ı𝙣ı𝙣 𝙤𝙣𝙖 𝙖𝙣𝙡𝙖𝙩𝙩ı𝙠𝙡𝙖𝙧ı𝙣𝙖 𝙙𝙚ğ𝙞𝙡, 𝙗𝙚𝙣𝙞𝙢 𝙗ı𝙧𝙖𝙠𝙩ı𝙠𝙡𝙖𝙧ı𝙢𝙖 𝙞𝙣𝙖𝙣𝙢𝙖𝙡ı.”
Ömer'in yüzündeki bütün renk çekildi.
“Annem neden bunu yazmış?”
Ayaz cevap veremedi.
Ben Ömer'in yanına geçtim.
Bu kez hiçbir şey sormadım.
Sadece elini tuttum.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra fotoğrafı tekrar çevirdi.
Babası…
Yıllardır zihninde taşıdığı o adam.
Annesinin ölümünden sonra Ömer'in hayatından neredeyse varlığını hiç hissettirmeyen, hakkında neredeyse hiç konuşulmayan babası.
Ve şimdi Annesinin dosyasının tam ortasındaydı.
                                 -💙-
Gece olduğunda Ayaz eve gitti.
Ben mutfağa su almak için kalktığımda salondan hâlâ ışık geldiğini gördüm.
Ömer masanın başında oturuyordu.
Önünde annesi ve babasının birlikte olduğu fotoğrafı vardı.
Yanına gittim.
“Uyumadın mı?”
“Uyuyamadım.”
Karşısına oturdum.
Bir süre sessizce yüzüne baktım.
Sonra gözlerimi fotoğrafa çevirdim.
“Babanla ilgili ne biliyorsun?”
Ömer derin bir nefes aldı.
“Çok az.”
“Anlatmak ister misin?”
Başını salladı.
“Çocukken babamla aramız iyiydi.”
Yüzünde kısa süreliğine eski bir anının izi belirdi.
“Annem hayattayken... gerçekten iyi bir babaydı. Benimle ilgilenirdi. Akşamları eve geldiğinde ilk beni arardı.”
Bir an sustu.
“Sonra annem öldü.”
Sesi yavaşça değişti.
“Ve babam da değişti.”
“Nasıl?”
Ömer gözlerini fotoğraftan ayırmadı.
“Gitmedi.”
Bu kelimeyi özellikle vurguladı.
“Yanımdaydı. Aynı evdeydi. Aynı sofraya oturuyordu. Aynı evin içinde yaşıyorduk.”
Başını hafifçe eğdi.
“Ama yoktu.”
İçim burkuldu.
“Beni görmezden gelmeye başladı. Ben konuşurken dinlemiyordu. Bir şey sorduğumda kısa cevaplar veriyordu. Bazen aynı odada saatlerce otururduk ama sanki ben orada değilmişim gibi davranırdı.”
Gözleri doldu.
“Ben çocuktum Kumsal.”
Sesi titredi.
“Annem ölmüştü. Zaten hayatımdaki en önemli insanı kaybetmiştim. O zaman babamın bana sarılacağını düşündüm. Yanımda duracağını düşündüm.”
Acı bir şekilde gülümsedi.
“Ama o, beni yok saymayı seçti.”
“Ömer...”
“Bir süre onun dikkatini çekmeye çalıştım.”
Gözlerini kapattı.
“Daha çok konuşurdum. Okulda yaptığım şeyleri anlatırdım. Notlarımı gösterirdim. Bazen sırf benimle konuşsun diye saçma sapan şeyler yapardım.”
Bir nefes aldı.
“Hiçbir şey değişmedi.”
Sessizlik çöktü.
“En çok da neye kızıyordum biliyor musun?”
Başını kaldırıp bana baktı.
“Babamın beni sevmediğini düşünmüyordum. Keşke sevmediğini bilseydim. En azından nedenini anlayabilirdim.”
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
“Beni sevip sevmediğini bile bilmiyordum.”
Bir süre konuşamadı.
“Çocukken insan babasının kendisini fark etmesini bekliyor. Ben de bekledim. Her gün.”
Dudaklarını birbirine bastırdı.
“Belki bugün benimle konuşur diye. Belki bugün bana sarılır diye. Belki bugün annemin ölümünden sonra beni de kaybetmekten korktuğunu söyler diye.”
Başını iki yana salladı.
“Hiçbiri olmadı.”
Elimi masanın üzerinden ona doğru uzattım.
Ömer elimi tuttu.
“Annem öldüğünde babamın bir şeyler bildiğini düşünüyordum.”
“Peki şimdi?”
Ömer fotoğrafı eline aldı.
“Şimdi...”
Derin bir nefes verdi.
“Benden bir şey sakladığından eminim.”
“Ne olursa olsun bunu birlikte çözeceğiz.”
Bana baktı.
“Sen neden hâlâ yanımdasın?”
Şaşırdım.
“Çünkü seni yalnız bırakmak istemiyorum.”
“Bu tehlikeli.”
“Biliyorum.”
“Benden korkmuyor musun?”
Gülümsedim.
“Senden mi?”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır.”
Ömer'in gözleri doldu.
“Teşekkür ederim.”
“Bir şartla.”
“Nedir?”
“Bir daha benden hiçbir şey saklamayacaksın.”
Bir süre yüzüme baktı.
Sonra başını salladı.
“Söz.”
Gülümsedim.
“Güzel.”
Elimi biraz daha sıktı.
O gece ilk kez Ömer'in babasına duyduğu öfkenin sadece annesinin ölümüyle ilgili olmadığını anladım.
Asıl yara, annesini kaybettiği en zor günlerde babasının yanında olduğu hâlde onu yalnız bırakmasıydı.
Masadaki fotoğrafa tekrar baktım.
Genç Leyla Hanım...
Genç Yusuf Bey...
Ve yıllardır saklanan bir gerçek.
İçimden tek bir soru geçti:
Leyla Hanım, Yusuf Beyden neden şüphelenmişti?

bottom of page